
Eserleri









“Benim hikayem, Mersin Mut’un sarp kayalıklarında, Torosların eteğinde, henüz çocukken duyduğum keklik sesleriyle, sanayi çarşısında tabelalara attığım zımparanın tozunun birbirine karışmasıdır. Ben bir akademisyenim, evet; ama ondan önce ben o dağların, o yokluğun ve o mücadelenin çocuğuyum.
Resim tutkum, aslında oniki yaşında bir çocuğun babasına ve kaderine başkaldırısıydı. Babam, bir öğretmen şefkatiyle bir o kadar da Anadolu gerçekçiliğiyle, ‘Oğlum resim çizip aç mı kalacaksın?’ diyerek karşıma dikildiğinde, hayatımın en büyük kararını vermiştim; ‘Baba, eğer aç kalacaksam, resim çizerek aç kalırım’. Bu cümle, beni daha o yaşta ailemden, sıcak yuvamdan koparıp gurbet yollarına düşürdü. Güzel Sanatlar Lisesi’ni kazandım, aile desteğim olmadığı için o boyaları alacak param yoktu. Okul çıkışlarında yaşıtlarım gezerken, ben sanayi sitelerinde tabela atölyelerinde çalıştım. Paslı demirlere antipas sürdüm, tabelalara zımpara attım, ellerim boya ve tiner kokarak uyudum. Bugün tuvallerimde gördüğünüz o kalın dokular, o sert kazımalar ve üst üste binen ‘katmanlar’ (layer); aslında o günlerde nasır tutan ellerimin ve sanayide öğrendiğim zanaatın, modern sanattaki yansımasıdır. Ben resmimi steril atölyelerde değil, hayatın tam göbeğinde, o tozun toprağın içinde öğrendim. Pamukkale Üniversitesi’nden ‘Onur Öğrencisi’ olarak mezun olup, bugün Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi’nde akademisyenliğe uzanan bu yolda, değişmeyen tek şey içimdeki o ‘göçebe’ ruhtur. Neden keklik? Neden parçalanmış Yörük motifleri? Çünkü gurbet, insanı parçalar. Şehre indikçe, betonların arasına sıkıştıkça o dağlardaki özgürlüğümüzü, o keklik sesini, o Yörük çadırının sıcaklığını kaybediyoruz. Ben tuvallerimde bu kaybı belgeliyorum. Kullandığım her renk, halalarımın dokuduğu kilimden bir iplik; her fırça darbesi, Torosların rüzgarından bir esintidir. Benim sanatım; geçmişle geleceğin, geleneksel ile modernin, köydeki o saf çocuk ile şehirdeki akademisyenin kavgası ve barışıdır. Eserlerime bakanlar sadece boya görmesin; orada gurbeti, inadı, emeği ve Anadolu’nun silinmeye yüz tutmuş o kadim hafızasını görsün isterim”.










Bildirimler